Düşün Öğren Paylaş İletişim

          
 
 

Ana Sayfa

  Copyright (c) 2003-2009 ERKORKMAZ   Tüm hakları saklıdır. Site içindeki yazı, resim vs. izinsiz kullanılamaz.
EV'İNİZE SAHİP ÇIKIN

Bir yer düşünün ki; hem ÇOCUK olabiliyorsunuz, hem GENÇ, hem de saçlarına kar taneleri düşmüş bir İHTİYAR...

Çocukken yaşayamadığı, bulamadığı mutluluğu gençlik yıllarında bulmuş; ya da gençlikte yaptığı hataları, olgunlaşma döneminde çocukça görmüş yürekler...

Kim derdi ki, hayat bu kadar çeşitler, seçenekler sunacak bize...

Düşünemeden yaşlanıyoruz işte...

Düşünün; dünyanın uzaydan nasıl göründüğünü bilmeyen kalmamıştır artık. Araştırmaya bile gerek kalmadan, ya televizyonda, ya bir gazetede, ya da internet sayfalarında mutlaka görmüşüzdür dünyamızı.

İnsan içinde olduğu zaman, dışarıdaki görüntüsü pek anlam ifade etmiyor öyle değil mi?

Bir ormanda hayal edin şimdi kendinizi... Kuş cıvıltıları, yaprak sesleri ve o mis gibi tabiat kokusu... Kapatın gözlerinizi ve nerede olduğunuzu düşünün. Uzaydan görünen, o MASMAVİ, yuvarlak bir kürenin içinde...

FARKINDA MISINIZ? Hapsedilmiş ruhlarız aslında... Kimse göremiyor bunu ve o kürenin içinde bir kez daha hapsediyoruz ruhlarımızı. Duygularımız, bir kez daha kapanmış bedenimize. Bir örtü daha giydirilmiş benliğimize...

Bize ait olmayan ruhlara bürünmüşüz zaman zaman. İçimiz savaş verirken, yüzümüz gülmüş bazen. Bir sevgi yeterken bize, daha çok istemişiz. O da BENİM olsun, bu da BANA gelsin, şu da BENİ duysun...

Bir SEVGİ sözcüğü için bile 40 kez düşünürken, ÖFKEmizi bir saniyede döküyoruz düşünmeden. O, simsiyah boşluğun içinde dönen MASMAVİ küremizin içinde, biz de dönüp duruyoruz bedenimizin içinde. Kalıplar, biliçaltına saklanmış öfkeler, bir türlü ortaya çıkaramadığımız ÇOCUK yanımız... Hepsi ama hepsi kapatılmış içimize.

Kendi kurduğumuz OYUNun içinde, kendi kendimize oynuyoruz görmeden...

Bir EViniz vardır. İçinde sadece ihtiyacınız kadar eşya. Gerektiği kadar yemek, yeterli derecede giyecek. AİLE içinde yaşayan herkes öğrenmiştir bunların yeterli olduğunu. Hepsi bilir kendi görevini, kimse demez; "Bu da benim, ben daha iyi yaşamalıyım" diye. PAYLAŞmanın verdiği o HUZUR, KENDİNİ BİLMEK kadar önemlidir çünkü.

Sonra, daha büyük istekleri olan başkaları çıkar yolunuza. RENKLİ bir HAYAL kurar karşınızda. Siz bulutlardayken, bulutların üzerindeki o boşluğu görmez olursunuz. Boşlukta dönen MASMAVİ bir kürenin içindeki bir bulutun üzerinde kalmışsınızdır. Ondan sonra istekler hiç bitmez olur... Küçük bir çocuğa uzatılan şekerin peşinden gider gibi takip etmeye başlarsınız o renkli bilyeleri... Artık KOŞTURMACA başlamıştır...

Bir eviniz vardı ve içinde yeteri kadar eşya. Gerektiği kadar yemek ve yeterli derecede giyecek. Paylaşmanın verdiği o huzur... HUZUR! PAYLAŞMAK!

Hayır BULUTLAR! Renkli bilyeler...

Dikkatimiz dağılmıştır bir kere. O renkli bilyeler öyle hızlı hareket etmektedir ki, birini yakalayım derken diğerine yetişmeniz gerekir.

- MAVİ de benim olsun, KIRMIZI kaçıyor yakala, SARIyı başkasına kaptırma... Koş, yoksa kaybedeceksin koş...

Neyi kaybedeceksin?

Sen, küçücük renkli bir bilyenin peşinde koşarken, aslında; evrenin içindeki o büyük mavi bilyenin içinde HUZUR gitmiştir artık. PAYLAŞmanın verdiği huzur. KENDİNİ BİLMEK...

Artık kim olduğunu bile hatırlayamazsın. Bir harabe gibidir RUHhun. Bütün renklerin dans ettiği; fakat müzik durduğunda hepsinin bir noktada birleştiği, yorulmuş bir RUH...

Zannediyor musunuz ki, gökyüzüne uzanan o gökdelenler, bir ÇINARın bilgeliğine ulaşmış? Çınarın 400 sene misafir ettiği konuklarına verdiği o eşsiz duyguyu verebilmiş midir düşünün... Nice sevgiler, koşturmalar, bekleyişler, tatlı hüzünler olmuştur. Her gelenle paylaşmıştır varlığını. Kimsenin değildir o çınar ama her gelen sahiplenmiştir yüreğiyle.

Bir de yükselen apartmanları düşünün... "En yükseğe ben çıkacağım" kibriyle yarışan gökdelenler... Hanginiz yanından geçerken sahiplenebilmiştir bu soğuk taşı? Bilirsiniz ki bir kişiye aittir. Paylaşamazsınız, dokunamazsınız bile...

Sonra yolun yine o eve düşer bir gün. Bir eviniz vardı ve içinde yeteri kadar eşya. Gerektiği kadar yemek ve yeterli derecede giyecek. PAYLAŞmanın verdiği o HUZUR...

Huzur! Paylaşmak! Sevgi...

O ev, sizin RUHunuzdur aslında.

"Eşyalar" bedeninizdir,
"yemeğiniz" sevgidir,
"giyeceğiniz" ise paylaşmak...

Bırakın herkes nefes alsın, kimseyi zorla misafir etmeyin, başkasının evine özenmeyin.

O ev sizin HUZURunuzdur... Kendi evinizden çıkmayın.

Çünkü, kimse kendi evini, kendisinden daha iyi bilemez.

EVİNİZE SAHİP ÇIKIN!

------------------------------------------------------------------------------------------
10/09/2009