Düşün Öğren Paylaş İletişim

          
 
 

Ana Sayfa

  Copyright (c) 2003-2009 ERKORKMAZ   Tüm hakları saklıdır. Site içindeki yazı, resim vs. izinsiz kullanılamaz.
GERÇEKTEN SEN MİSİN?

Yeni tanışmalar, yeni düşünceler, yeni sohbetler, yeni tarzlar, yeni bir bakış açısı... Yani sizin dışınızda yeni bir şeyler.

Tık tık tık!  
Kim o?

BEN
im

Kapıyı vuran KİM? Peki ya içeri alan? Aldıktan sonra konuşan? Konuşurken düşünen ve dinleyen?

Kendimi dinliyorum. Çocukluğumdan beri yaparım bunu. Kimi zaman başkalarını duydum kendi sesimde, başkalarını gördüm aynada. Bazen en yakınımı buldum davranışlarımda, ya da bir film sahnesi canlandırdım en olmadık zamanda.

Farkındaydım, biliyordum, görüyordum herşeyi baktığım aynada. Ama yine de vazgeçemiyordum onlardan. Sanki onlar olmadan yaşayamıyordum kendimle. Saklanıyordum onlarda, kaçıyordum kendimden...

Yine kapı çalıyordu işte!

Peki bu kez kim olarak açmalıydım kapıyı? Ona kimi anlatmalıydım BENde kalsın diye?

Vakit yoktu, birini seçmeliydim hızlıca...

Anladım ki, kapıyı kim olarak açarsam açayım, fazla kalmıyordum karşısında. Ya, gelen hemen gitmeliydi ya da bir bahaneyle kaçmalıydım yanından. Çünkü zaman geçtikçe kendim oluyordum ve gelen kişi artık BENi görmeye başlıyordu...

BEN!

Üzüntü ve sevinçleriyle, dünden bugüne geçirdiği arayışlarla, ulaştığı ya da yarım kalan sonlarıyla BEN...

Dönüpte yaşadıklarıma baktığımda, anladım ki kim olursam olayım, en sonunda yine kendimle başbaşa kalıyordum işte... Yoruluyordum kapı her çaldığında. Bazen "hiç kimse gelmesin" diyordum. Çünkü her seferinde bir adım daha uzaklaşıyordum kendimden...

İçimde yolculuk yapmalıydım ve kendimi bulmalıydım.

Yaptım da!

Peki bitti mi yolculuğum? Sanırım yaşadığım sürece bu arayış devam edecek.

Hayat garip, şaşırtıcı, zaman zaman umut kırıcı ve beklenmedik bir anda şirin. Bu kadar duyguyu barındırırken kendimi belli bir kalıp içine koyupta, "ben buyum" diyemem hiç bir zaman. Çünkü, kimse "bu ya da şu" değildir bana göre.

Düşünün, an geliyor her şey ters gitmeye başlıyor. Üzüldükçe daha kötüsü çıkıyor karşına... Tüm umutların sönüyor, tüm hayallerin yıkılıyor... Üzgün, bıkkın ve hiç bir şeyden keyif almayan biri haline geliyorsun. Bir süre devam ediyor ve bu süre içinde, kapıyı yeni gelen kişilere açtığında karşılarında buldukları kişi senin sadece o anlık durumun oluyor. Bu durumda sen sadece üzgün, bıkkın ve hayattan keyif almayan biri gibi görünüyorsun. Ya da,

An geliyor, eline aldığın her iş, her düşüncen olumlu sonuçlar veriyor. Mutlu, güçlü ve hayatın tüm güzelliklerini gören biri haline geliyorsun... Bir süre bu mutlu halin devam ediyor ve bu sefer kapıyı açtığın kişiler seni o halinle tanıyorlar. Oysa bu sadece diğer bir anlık durumun.

İnsan her zaman ya sadece mutlu ya da sadece mutsuz olamıyor. Ya da kimse için iyidir ya da kötüdür denmiyor. Sanırım önce bu düşünceyi kabul etmem gerekti.

Sevginin, nefretin, iyiliğin ve kötülüğün, sevincin ya da kederin, bilinen bütün değerlerin insanların içlerinde bir yerde olduğunu bilmek ve bu duygulardan bazılarının belli zamanlarda ortaya çıktığını görmek.

Belki de yaptığım en büyük yanlış, kendimi yargılayıp, duygularımı küçümsemek oldu. O yüzden geçmişte kapıyı hiç bir zaman BEN olarak açamadım. Yalnız kaldığımı , yeni başlangıçlara aynı yanlışları taşıdığımı farkettim.

Oysa, çözümün BENde olduğunu görünce işler kolaylaştı. Başka kimliklerin verdiği ağırlık kalktı üzerimden. Böyle yaşamak daha rahattı, daha huzurluydu, daha güvenliydi. Yanlış yapsam da bu BENim yanlışımdı. Hesabım kendimeydi. Üstelik kapı çaldığında eskisi gibi telaşım da yoktu. Gönül rahatlığıyla açabilirdim artık.

Fakat...

Ya kapıya vuran kim?

Tık tık tık!
Kim o?
BEN
im

Gerçekten SEN misin???

------------------------------------------------------------------------------------------
23 Ağustos 2004